27 Ağustos 2011 Cumartesi


BABAMIN MİRASINA
KARDEŞİMİ ORTAK ETTİM
Anılarımda şöyle-böyle denilecek ramazan anıları yoktur benim. Küçüklüğümün, çocukluğumun ramazanlarını gayet net olarak hatırlarım. Açık ve hiçbir karıncalı resim yoktur. Ara ara özellikle de mübarek ramazanlarda o eski günleri tekrar hatırlamak, başkalarına anlatmak bana hep mutluluk vermiştir. Ama burada ramazan anılarımdan değil, bin günden daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nden bahsetmek istiyorum. Niye diye sorarsanız bana kalan bir mirası devam ettirmenin manevi hazzından olsa gerek. Gurur mu, övünmek mi bilemem ama benim için önemli bir miras.

Ramazan ayı içerisinde Kadir Gecesi’nin önemi farklıdır. Birçok kişi gibi babamda Kadir Geceleri camileri dolaşır, o geceyi sabaha kadar ibadetle geçirirdi. Babam gerçek anlamda dost dediği 2 arkadaşıyla iftardan sonra camii de buluşur ve sabaha kadar kaç camii dolaşabilirlerse dolaşırlardı. Hem de öyle şurada-burada şu saatte buluşalım gibi bir gayret içerisine girmeden. Çünkü onlar her Kadir Gecesi saat kaçta ve hangi camii de buluşacaklarını bilirlerdi. İşte babamın bu iki dostu bir gün geldi başka bir aleme geçtiler.
Babam onların hakkın rahmetine kavuşmasıyla asla Kadir Gecesi ibadetinden vazgeçmedi. Babamın Kadir Gecesi arkadaşı ben olmuştum artık. Yıllarca babamla o gece camileri dolaştık.

Yine 3 yıl önce Ramazan ayı Kadir Gecesi hayalleri kurarken yapayalnız kaldım… O Kadir Gecesi babamın dostlarının onu yalnız bırakması gibi babam da beni yalnız bırakmıştı. Babam 3 yıl önce Kadir Gecesi’nde yolculuğa tek başına çıkmıştı.

HIRKA-İ ŞERİF CAMİİ’NDE
YAPILMASI GEREKENLER
Babam manevi anlamda birçok miras bıraktı ama bu miras benim için en değerlilerinden diyebilirim. Ben şimdi bu mirasa kardeşimi ortak ettim ve bu Kadir Gecesi’nde ilk durağımız Hırka-i Şerif Camii oldu.


İlk tavsiyem bu geceyi camileri dolaşarak ibadetle geçirecekseniz ya toplu taşıma araçlarını, taksileri ya da toplu bir şekilde hareket etmeyi seçin. Çünkü arabanızı park edecek yer bulmak neredeyse imkansız. İlk olarak kalabalığın en fazla olabileceğini düşündüğünüz mekandan başlayın. Ben de o nedenle Hırka-i Şerif Camii’ni ilk olarak seçtim. İçeriye girebilmek için kuyruğun sonu yok çünkü. Kadınlar ve erkekler farklı yerlerden ve gruplar halinde içeri alınıyorlar. Camii içerisinde peygamberimize ait sakal ve gömleği görmek isteyenlerin yaptığı sıkışıklığa ise camii içerisindeki görevliler tarafından müdahale ediliyor. Camii giriş ve çıkışınız yaklaşık toplam 10 dakika sürüyor.
İçeriye girerken biraz sıkışma yaşayabilirsiniz ama e yazık ki herkesin böyle bir günde bile saygılı olmasını beklememelisiniz. Adımınızı içeriye salavat getirerek atıyorsunuz ve bu şekilde devam ediyorsunuz. Tabii ki ayakkabıyla girmek yasak. Ama ben çok uzun zamandır ayaklarıma galoş geçiriyorum, size de öneririm, çok büyük rahatlık ve kolaylık.
Kadınların camiye girmek için beklediği sırada 1 yaşındaki çocuğa rastlayabilirsiniz. Böyle birçok kadın mevcut. İşte bu nedenle bence kadınlar, erkeklerden önce içeri alınmalı. Çünkü hem ayakta, hem de annesinin kucağında saatlerce sıra beklemek gerçekten zor. Erkeklerin biraz daha dayanabilecekleri kanısındayım.
       Caminin içinden çıktıktan sonra camii bahçesinde yer alan Peygamberimize ait pekçok şeyin yer aldığı bölümü de mutlaka ziyaret edin. Keza peygamberimizin kabir toprağından iç gömleğine kadar birçok şey görebilirsiniz. Yalnız lütfen bu eşyaların sergilendiği camlara elinizi, yüzünüzü sürmeyin ve fotoğraf çekmeyin.



Ziyaret sonrasında camii çevresinde yer alan birçok sergiden de ilginizi çekecek yiyecek, içecek ya da kıyafet görürseniz şaşırmayın. Buralardan da gece evde sizi bekleyenlere götürmek için alışveriş yapabilirsiniz. Ben her Kadir Gecesi’nin sabahı babam dün gece neler almış diye hemen kalkar, evi araştırırdım…http://twitter.com/#!/YaseminTopoglu















25 Ağustos 2011 Perşembe

DİDO’NUN BOYU UZADI

Geçenlerde ilk defa Dido’nun 21 cm. olanından yedim. İlk defa yedim dediysem Dido’nun öyle tadında falan değişiklik yok. Tabii bu arada tat olarak çocukluğumun Dido’suyla da arasında dağlar kadar fark olduğunu belirtmek isterim. Benim tercihim her zaman eski Dido tadı olmuştur.

Gelelim değişikliğe, değişiklik sadece görüntüsünde. Boyunu uzatıp, enini inceltmişler. Sanki beni yesen de her zaman fit görünebilirsin demek ister gibi. Böyle bir durum söz konusu olmamasına rağmen ben 21 cm.lik yeni Dido şeklini beğendim. En azından bir farklılık getirmiş, yenilemiş. Pakette 21 cm. olan cetvel çizimi de yine hoş olmuş doğrusu. Bir de eski tadına geri dönseler işte o zaman tam olacak. http://twitter.com/#!/YaseminTopoglu  

22 Ağustos 2011 Pazartesi

HAFTA SONUNUN MUHTEŞEMLİĞİ
İŞTE BÖYLE OLUR

Hava  sıcak, deniz sıcak, insanlar sıcak… Ne gelir bu cümlenin arkasından derseniz deniz, kum, güneş, yani yaz ve muhteşem bir hafta sonu. Benim hafta sonunum muhteşemliğinin ise bunlarla hiç alakası yok. Ben mükemmel bir cumartesi akşamı, birçok kimsenin canlı olarak izleyemeyeceği, dinleyemeyeceği bir müzik ve orkestra ile ruhum klasik müziğe doydu diyebilirim…
 Cumartesi akşamı (9 Temmuz) Bodrum – Turgutreis marinadayız. Yaz akşamının nev-i şahsına münhasır, tüylerinizi diken diken etmeyen, klasik esintisi hakim. D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali’ndeyiz. Geceye önce kokteyl ile başlıyoruz Turgutreis’in o kendine özgü kokusu eşliğinde ve arka fonda klasik müzik dinletisi. Kokteylde birçok ünlü isim var. Ancak benim en dikkatimi çeken İzzet Günay oldu. Türk sinemasının yakışıklı hala yakışıklı ama artık babacan bir yakışıklılık gelmiş üzerine. Yılların eskitemediği kendi tabiriyle Halit Ağabey’de  (Halit Kıvanç) kokteyldeki konuklar arasında.
Saat 21.00’da başlayacak konser için alana doğru geçiyoruz. Bu sefer ünlü konukların daha yoğun olduğunu görüyoruz. Şarık Tara, Hayırlı Sabancı, Yıldız Kenter, Güneri Civaoğlu, İmren Aykut, Aytaç Yalman… Hepsi de klasik müziğin doyumsuz dinginliğine kapılmak üzere konserin başlamasını bekliyor.
Ve işte beklenen an Moskova Tchaikovsky Senfoni Orkestrası ünlü şef Vladimir Fedoseyev yönetiminde sahnedeki yerini aldı. Orkestra büyük bir jest yaparak konsere Cemal Reşit Rey’in ‘Türkiyem’ yapıtıyla başladı. Daha sonra Tchaikovski’nin Mevsimler’İni ve Eugene Onegin Operası’ndan ise Polonaise ve Waltz’ini çaldı. Bunların dışında Glinka’nın Waltz – Fantazy’si ile Borodin’in ünlü Poloveç danslarını da seslendirdiler. Nasıl bir muhteşem yorum diye anlatmaya başlasam kelimeler ve cümlenin yavan kalacağını bildiğimden böyle bir şeye girmek bile istemiyorum. Muhteşem, olağanüstü,  mükemmel kelimelerinin hep bir daha fazlası asla aslında. Bence hayatta ki en büyük uyumlardan bir tanesi de klasik müzik de sanırım. Kemanların, çelloların, kontrabasların andaki aynı hareketleri , ancak çıkan ayrı sesleri, işte binlerce insanın aynı anda duyduğu aynı ses, ayrı duygu yoğunluğu…
Konserin diğer önemli bir ismi ise bugün dünyanın iki numarası olarak kabul ediliyor. Ama kimine göre birinci de olabilir. Ünlü Çellist Mischa Maisky. Maisky orkestra eşliğinde Tchakovsky’nin Nocturne’nünü ve Rokoko varyasyonlarını çaldı. Çaldı mı, sadece notaları yerli yerinde doğru yerde mi bastı yoksa tamamı ile yaşadı mı bilinmez… Ancak Maisky için şunu söylemek isterim ki sanki Tchaikovsky’nin ne demek istediğini, notalara geçirdiği hislerini, bilir ve tüm ihtişamıyla yaşar gibiydi. Öyle ki Maisky bu duyguyu seyirciye de aktarabilen önemli bir isim.
Açıkçası 2 saat konser ne zaman başladı, bitti, zaman nasıl geçti hiç anlamadım. Ritme ve duyguya kendinizi kaptırmanıza gerek yok, zaten o sizi alıp götürmek istediği yere götürüp, bırakıyor. Gittiğiniz yerden gelmesi ise çok zor. Orkestra doğal olarak verdiği muhteşem konserin etkisiyle ayakta alkışlandı. Yaklaşık 5 bin kişilik bir alkış grubunu kıramadı ve orkestra 2 kere bis yapmak zorunda kaldı. Aslında seyircinin 2’den sonra devam isteği alkışlardan belliydi ama 2 saatlik bir performanstan sonra orkestranın yorgunluğunu göz ardı etmemek gerekiyordu.
D-Marin Turgutreis Klasik Müzik Festivali 7 yıldır aralıksız olarak devam ediyor.  Son 2 yıldır da yani Q’en magazin dergisi yayın hayatına başladığından itibaren ben de takip ediyorum. Benim için her yıl sabırsızlıkla beklediğim bir organizasyon.
Konserle ilgili birkaç önemli noktaya da değinmek istiyorum. Konserlerin yani organizasyonun tüm ayakları Doğuş Grubu tarafından finanse ediliyor. Şimdi Doğuş Grubu’nun bu yöntemle reklamını yaptığını düşünebilirsiniz ancak amaç hiç de öyle değil. Bir kere buradaki ilk amaç özellikle gençlerde klasik müzik olgusunu yerleştirmek ve sevdirebilmek. İkincisi ise bilet satışlarının gelirinin tamamı Tohum Otizm Vakfı’na bağışlanıyor. O zaman burada kim kazanıyor dersek; sanat kazanıyor, gençlik kazanıyor, sosyal bir proje kazanıyor ve bırakında Doğuş Grubu’da böylesine bir organizasyonun yarattığı haklı gururdan kendi üstüne düşen payı alsın.
Bu arada konser dizisi 4 gün devam ediyor. Organizasyonda yer alan sanatçılara bakıp da bilet fiyatlarının uçuk rakamlar olduğunu düşünmeyin. Günlük 20 TL, 4 günlük kombine alırsanız ise 70 TL.
Bu arada Lobby Halkla İlişkiler’den Tuba Güven Saral, Nazmi Belge, Onur Anbarcıya ve Doğuş Holding Kurumsal İletişim Bölüm Müdürü Deniz Bayel Feyizoğlu’nun’da ev sahipliğine teşekkür etmeden geçmek istemiyorum. Beni böyle bir organizasyona davet ettikleri için değil sakın yanlış anlaşılmasın çünkü bunun üzerine atlayacak birçok gazeteci tanıyorum. Benim teşekkürüm her şeye rağmen böyle bir organizasyonda onlarında pay sahibi olmalarından… Onlar tam da böyle organizasyona yakışan ruh ikizi eşler gibi bir ekip. 


Kısacası Bodrum’da yaşıyorsanız derim ki ailenizi alarak bir günde olsa ruhunuzu doyurmaya bakın. Adres belli: D-Marin Turgutreis.http://twitter.com/#!/YaseminTopoglu